Genç Odası Kültürünün Önemi Nedir?

Lincoln (2012) genç odasının önemini aşağıdaki şekilde ifade etmektedir.

“Arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapayın, sakinleşin ve hafızadaki şeritte küçük bir gezi hazırlayın. Kendinizi gençlik yıllarınıza geri döndürün ve bu yaşta olduğunuzda yatak odanızın neye benzediğini hatırlamaya çalışın. Boyutunu, şeklini, renklerini, içindeki şeyleri, duvar kağıtlarını afişleri, dinlediğiniz müziği, odanın kokusunu düşünün. Orada kimlerle neler yaptığınızı düşünün. İster bu egzersizle onlarca yıl geriye gidecek bir yetişkin olun ister hâlâ ailesi ile yaşayan genç yetişkin olun ya da o evden taşınmış olun, bahse girerim bu ayrıntıların bazılarını oldukça iyi hatırlayabilirsiniz. Ne zaman biri araştırma alanımı sorsa ve anlatsam başta sinir bozucu bir kahkaha atabiliyor, ama sonra gençken kullandığı yatak odası ile ilgili bir anısını anlatıyor ve bunu başka bir anı takip ediyor. Bazen şu anda ebeveyn olan arkadaşlar ve meslektaşlar bana kendi çocuklarının yatak odalarını anlatıyor veya gençler bana kendi odalarını anlatıyor. Bu, söyleyecek çok şeyimizin olduğu bir alan. Peki neden böyle? Esasen ailenin mülkiyetinde olan bir odayı bu kadar anlamlı kılan nedir? İlk olarak, paylaşımsız yatak odasına sahip olan gençler için, genellikle mülkiyet hissine sahibi oldukları ilk alanlardan biridir. Bu anlam, örneğin odanın dekorasyonu yoluyla, mekânı kişiselleştiren maddi nesneler ve öğeler aracılığıyla veya düzenlemeyle çeşitli şekillerde sağlanır. Birçok genç odasını kardeşleriyle paylaşmak durumundadır, ancak çoğu kez bu koşullar altında bile işgal ettikleri odanın bir köşesini kendi alanı olarak işaretlemiştir ve böyle düzenlemiştir.

Genç odası kültürü, 19. yüzyılın sonlarında orta sınıf ailelerdeki gençlerin ailelerinden, evlerinde depo olarak kullanılan odaların uyumak için kendilerine tahsis edilmesini ve bu alanı istedikleri gibi dekore etme özgürlüğünü talep etmeleri ile başlamıştır. Bu trendi Viviana Zelizer “ekonomik olarak kullanışlı” görüşünün “duygusal olarak paha biçilemez” e dönüşmesi olarak tanımlamaktadır (Reid, 2012). Bu durum 20. yüzyılın başlarında birçok farklı kültürde karşılık bulmaktadır. Beyaz Saray Çocuk Sağlığı ve Koruma Konferansında paylaşılan verilere göre; farklı kültürlerden (Beyazlar, Siyahiler, Rus Yahudiler, Meksikalılar, Almanlar) gençlerin benzer oranlarda bağımsız odaya sahip oldukları ortaya konmaktadır.

II. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda bağımsız yatak odası, farklı kökenlerden gelen gençler arasında olmazsa olmaz bir unsur haline gelmektedir. Bu durumu popüler hale getiren Amerikalı gençlere konut ve aile büyüklüğünde yaşanan değişimler, gençlerin ve diğer aile bireylerinin mahremiyet taleplerinin daha kolay kabul edildiği aile yaklaşımları zemin hazırlamıştır. 1970’li ve 1980’li yıllara gelindiğinde, genç odası, gençlerin okul ve aile hayatının baskılarından kurtulabildikleri, boş zamanlarını geçirebildikleri ve çeşitli tüketim alışkanlıklarıyla kişisel kimliklerini geliştirdikleri, aile evinde normatif bir alan haline gelmektedir.

Yatak odası, gencin sahip olduğu, kuralları aileden aileye değişen özel bir alan olarak kabul edilebilir. Bu alanda genç bağımsızlık, mahremiyet ve alan içerisindeki nesneler üzerinde kontrol sahibi olmak istemektedir. Steele ve Brown (1995) yatak odasını, gencin kimliğini oluşturmak için sahip olduğu en önemli yer olarak tanımlamaktadır. Yatak odaları, gençlerin okul, kolej veya çalışma gibi diğer alanlarda yaşam baskılarından uzaklaşabildikleri ve farklı kültürel uğraşlarda bulunabilecekleri önemli kimlik alanlarıdır. Gençler kültürel ilgi alanlarına göre odalarını dekore edebilir bu da gençlerin kim olduklarını göstermek için yatak odalarını bir ‘kanvas’ olarak kullanabileceği anlamına gelmektedir.

Gençlerin tüketici olarak pazarda yerini alması, iş dünyasının onların (özellikle ev dekorasyonu ve ev elektroniği endüstrileri) taleplerini karşılama çabası ile karşılık bulmuştur. Bu etkileşim gençlerin çeşitli tüketim eylemleri yoluyla ailenin geri kalanından ayırabildiği, kendi kimliğini şekillendirebildiği neredeyse kutsal olan bir mekâna sahip olmalarını sağlamaktadır.

Yatak odası gençlerin yalnız kalmak istediklerinde sosyal çevreden uzaklaştıkları bir alan olarak tanımlansa da sosyal medyanın günlük hayatın içine derinlemesine işlediği bu çağda yatak odaları gençlerin dünyaya açıldıkları iletişim merkezleri haline gelmektedir. Gençlerin odasına teknolojinin girmesi sadece bu döneme özgü bir durum değildir. Reid (2012), 1960’lı yıllarda müzik dinleme cihazlarının cepte taşınacak küçüklüğe erişmesiyle gençler arasında kullanımının yaygınlaştığını, Amerika’da 1970’ler ve 1980’ler boyunca, gençlerin odasında radyo, ses kaydedici, kasetçalar veya walkman olmak üzere en az bir adet ses cihazı bulunduğunu aktarmaktadır.

Yatak odaları dünyaya açılıyor olsa da Lincoln (2012) ebeveynlerin bu dönemde odaya kimlerin girip giremeyeceği, odayı nasıl dekore edip edemeyecekleri, kardeş(ler) ile paylaşılıp paylaşılmayacağı ve buna benzer birçok konuda kimin söz sahibi olduğu konusunda geniş çaplı müzakereler yapmak durumunda olduğunu belirtmektedir.

II. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda, popüler çocuk yetiştirme uzmanları, gençlere ait ayrı oda fikrini daha geniş kitlelere ulaştırarak, gençlerin ayrı odaya sahip olma isteklerini desteklemektedir. Uzmanlar, aile evinin en azından bir bölümünde ebeveyn otoritesinden geçici olarak uzaklaşmanın ve kişisel gizliliği sağlamanın olgunlaşma sürecini sağlıklı yaşamalarına yardımcı olacağını belirtmektedir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir