Ergenlik Döneminde Mobilyalar Nasıl Olmalıdır?

Biyolojik ve çevresel etkilerin karşılıklı etkileşimleri sonucunda oluşan insan, bir taraftan fiziksel anlamda ilerleme kaydederken diğer yandan nitelik olarak da bir ilerleme gösterir. İşte burada nicelik olarak artışa yani boyun uzaması, ağırlığın artması gibi fiziki belirtilerle meydana gelen değişimin yanında bireyin birtakım yeni özellikler göstermesi, görev ve sorumlulukları açısından olduğundan daha üst düzeylere ulaşmasına ise gelişim denir.

Ergenlik bireyin yaşam çizgisinde çocukluk ve yetişkinlik arasında yer alan önemli bir gelişim aşamasıdır. Erikson bu aşamayı kimlik kazanmaya karşın rol karmaşası (11-18 yaş) aşaması olarak adlandırmaktadır (Erikson, 1963). Bu aşama, bireyin fiziksel gelişimi başlamışsa ergenlik dönemi de başlamış şeklinde yorumlanır. Ergenlik döneminde bireyin gerçekleştirmesi beklenen bir takım gelişimsel ödevleri bulunmaktadır. Bu ödevlerden en önemlisi bireyin kim olduğunu bulması, kendi kimliğini şekillendirmesidir. Kendi kimliğini bulma çabası sanıldığı gibi kolay bir süreç değildir. Bedeninde yaşadığı fiziksel değişimlere uyum sağlamaya çalışan ergen, ailesinden ayrılarak bağımsız olma, akranları tarafından kabul edilme, karşı cinste bulunan kişiler tarafından beğenilme, yetişkinlikte yapacağı işi seçme ve toplumun istediği birtakım beklentileri karşılama gibi birçok konuyla baş etmek durumundadır. Bu kaotik duruma, ergenin çevresinde bulunan kişilerin kendisine bazen çocukmuş gibi bazen de yetişkinmiş gibi davranmaları gibi tutarsızlıklar eklendiğinde, kimliğin şekillenmesi oldukça zor olabilmektedir. Ergenler kimlik oluşturma sürecinde cinsel, sosyal ve mesleki açıdan kendilerini tanımlayabilmelidirler. Her ne kadar cinsel kimliğin (kadınlık ve erkeklik rolleri) gelişimi önceki dönemlerde başlasa da bu dönemde ergen kendi cinsiyetini kabullenerek buna uygun davranışlar geliştirebilmelidir. Sosyal kimlik ise, içinde bulunulan çevreye uyum sağlama, yaşıtları ve karşı cins ile anlamlı ilişkiler kurabilme, toplumun ve ailenin beklentilerini karşılayabilmeyi içermektedir. Mesleki kimlik de temelde sosyal kimliğin bir parçası olarak düşünülebilir. Çünkü hemen her toplumda bireyler meslek seçimi konusunda yönlendirilirler veya baskı görürler. Günümüz toplumlarında kişinin mesleği, onun kişiliğini tanımlayan önemli bir özellik olarak kabul görmektedir. Bu nedenle, ergenin “büyüyünce ne olacağı” konusu önem taşır. Kimlik kargaşası; ergenlik dönemindeki bireyin kimliğini kurgulayamadığı hem kendisi hem de sosyal çevresiyle birtakım çatışmalara girdiği bir durumdur. Bu süreçte sosyal çevreye yönelik uyum geçici bir süre için de olsa ciddi bir biçimde bozulur. Ergen, çökkünlük, suça veya bağımlılık yapıcı maddelere yönelme, kendine veya çevresine zarar verme gibi davranış sorunları gösterebilir. Bu nedenle de kimi zaman ciddi bir ruhsal tedaviye ihtiyaç duyulabilir.

Susman ve Rogol’e (2004) göre ergenlik kendine özdeşliği, benlik saygısını, benlik algılarını ve diğer sosyal alanları etkileyen yüksek düzeyde stres ve kimlik krizleri getiren geçişlerle karakterize edilen bir aşamadır. Biyolojik değişiklikler evrensel olsa da değişimlerin zamanlaması ve sosyal önemi, ergenlerin kendileri, toplumsal ve kültürel ortamlarına göre değişir. Bu dönemde, ergenlerin kendilik, cinsel ve vücut imgesi üzerine artan bir algısı vardır. Aile, akranlar ve fiziksel ortamlar (veya mahalleler) gibi gelişim bağlamı, ergenlere olan değişimler üzerindeki ilerlemeyi ve etkiyi tanımlar. Ergenlik, Willis’e (1990) göre sadece insan hayatındaki biyolojik bir aşama değil, eleştirel olarak gençlerin sembolik kalıpları şekillendirdiği, kendini anladığı ve hayatının geri kalanı için toplumdaki yerini aradığı bir aşamadır.

Yavuzer (2017) ergenlik dönemini; biyopsikososyal boyutta birtakım gelişme ve olgunlaşmanın görüldüğü, çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreci olarak tanımlamaktadır. Ergenlik döneminde gelişim devam eden bir süreçtir. Bu süreçte de birtakım evreler söz konusudur. Her evrenin özelliği bir önceki evreyi takip etmekte ve birbirine bağlı olarak gelişmektedir.

Çoğu ergen, geçiş sürecini önemli bir sorun yaşanmadan başarıyla tamamlayabilirken, diğerleri yoksulluk, aile rahatsızlıkları, kötü akran etkileri ve zayıf ebeveyn denetimi gibi pürüzsüz geçişleri engelleyen sosyal ve psikolojik sorunlarla karşılaşmaktadır. Çevre onları çocukluk döneminde başlayıp erişkinliğe devam edebilecek risklere maruz bırakmaktadır. Bazıları, günlük streslerle başa çıkmada yardımcı olan başa çıkma stratejileri geliştirmektedir. Geçiş dönemi, saldırganlık, suçlu davranış, suç ve madde kötüye kullanımı gibi anti-sosyal davranışlara neden olabilir.

Ergenlik dönemindeki bireylerde benmerkezcilik söz konusudur. Bu dönemde bireyler yalnızca kendisini haklı görürler. Onlara göre kimse bir şeyden anlamıyordur. Bu nedenle, anne-baba ya da öğretmen gibi yetişkinlerle tartışabilirler. Ayrıca, bu dönemdeki benmerkezciliğin bir başka özelliği de ergenin oldukça kendine dönük olmasıdır. Dünyanın merkezinde kendileri varmış gibi davranan ergenler kimsenin kendisini anlamadığını, bu dünyada çok yalnız olduğunu düşünebilir. Daha çok kendileri ile ilgili oldukları için, başkalarının da sürekli kendileri ile ilgilendiğini, sürekli kendilerini izlediğini düşünürler. Bu nedenle dış görünüş önem kazanır. Eğer, kendilerini beğeniyorlarsa, başkaları da onları beğenecektir. Aksine kendilerini beğenmeme durumunda kimsenin onları beğenmeyeceğini düşünürler. Bu nedenle düşük bir benlik saygısı düzeyine sahip olan ergenler bu süreçte değersizlik duygularını gidermek için agresif ya da sarkastik davranışlar gösterebilir ya da tam tersi dış dünyayla iletişimi kesebilirler. Dönemin sonuna doğru ise, bu benmerkezci düşünce yerini toplumsal düşünmeye bırakmaya başlar. Ergenler artık kuralları, kuralların nedenlerini daha iyi kavramaya başlarlar. Kendilerine olan güvenleri de artmaya başlar, kendilerini yalnızca diğerlerinin gözünden değerlendirmekten vazgeçerler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir